16 Ağustos 2011 Salı

Mavi

Henüz vakit var. Denizin üzerinden süzülen ağır, ılık bir rüzgar gibi sarhoş, salına salına vuruyor dakikalar yüzüme. Küçük bir oyun, yakamozların ışığında ve yakamozlar evim olmuş oyunumda. Şimdi dakikalar beni kovalıyor ve çok yok oyunun tersine dönmesine. Denizin içinde erittiğim her donuk bakışın arkasından gülümsüyorum. Belirsizliklerin içinde dalgalanırken ruhumu savurup atıyorum karşı kıyıya. Oysa karşı kıyı başlı başına belirsizlik. Öyle ya yaşamak... Öğreniyorum! Hiç bir yere ve hiç kimseye, kendime bile ait olmamayı öğreniyorum. Öğlenin güneşinde kuduran dalgaları akşama erdirmek için verdiğim her çabada özlemiyle kıvranıyorum gümüş rengi çakan enginin. Az kaldı! Ay denize erecek ve ben bilinmezliklerden sıyrıldığımı sanırken yeni bilinmezliklerin içine düşeceğim. Oysa işte tam da o an yaşamın tadını en derinlerde hissedeceğim. Ve alacağım her nefeste günü geceye, ayı denize erdirmeye çalışırken ordan oraya uçacağım her köşesine değerek göğün. Ebediyetin olmadığı bu yerde aynı maviye kaç farklı benle ve fakat aynı aşkla bakacağımın merakıyla geçecek ömrüm ve belki de her nerede ve kimle olursa olsun en gerçek hep o mavi olarak kalacak. Savaştığım ve seviştiğim o mavi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder