Ve aynı hikaye yeniden başlıyor! Yine o küçük kızın elleri titriyor. Yine bırakamıyor rüzgara kendini. Oysa tam da değiştiğini sanırken farklı bir sokakta aynı arnavut kaldırımını aşındırıyor. Renkli balonlarını bileğine bağlamış, dondurmasını yiyor, iştahla. Yepyeni bir şehrin bilindik ışıkları arasında ağır ağır yürüyor, seyrederek dört bir yanı hayret içinde. Ilık rüzgar yüzüne çarpıyor. İnce telli, siyah saçları uçuşuyor ve bir damla parmağına doğru süzülüyor, çıtır külahın üzerinden. Yanaklarından göz kırparken iki gamze ışıl ışıl koşmaya başlıyor denize doğru. Denizin kucağına atılamayacak kadar küçük ve her saniye daha da küçülüyor. Orada durmuş onu izliyorum. Korkusuzca gidişine bakıyorum. O koşuyor, kırmızı elbisesi koşuyor, balonları koşuyor ve limonlu dondurması hala elinde. Ayaklarını değdiriyor serin, gümüş sulara. Dönüp kocaman gülümsüyor ve kahkahalara boğuluyor aynı anda. Masumiyetin özgürlüğü, özgürlüğün masumiyeti. Derken inceden bir ses ekşitiyor yüzünü. Korkmuşçasına başını öne eğiyor ve önce ayaklarının dibindeki dalgalara sonra elinde tuttuğu külahına bakıyor. Külahın boşluğunda kayboluyor ve ayaklarının dibine düşen limon topunun suda çözünüşüyle karışıyor dünyaya. Bitiremediği dondurmasına yanamadan o güzel yüreği, balonları kopup gidiveriyor uzaklara. İnanamıyor! Bileğine güvenle bağladığı renkli balonlarının onu nasıl olup da terk ettiğine inanamıyor! Islak ayaklarıyla ağır ağır geliyor yanıma. Şaşkın, ürkek, güvensiz... Ve değişmeyen tek şey yüzüne yapışıp kalmış o gülümseme... Bu küçük ne şanslı ki henüz üzülmeyi bile bilmiyor. Elimi tutuyor ve o şehirde büyüyoruz. Yine limonlu dondurma yiyoruz. İki külah konduruyoruz üzerine ve asla düşürmüyoruz topları, akıtmıyoruz parmaklarımıza bile. Yine denizin kucağına koşuyoruz, yüzümüzde tebessümle! Yine kahkahalar atıyoruz ve yıllarca büyüyor ama bir tek renkli balonu bile bileğimize takamıyoruz.
Küçük... O kız hala küçük... Hala balonu yok! Korkuyor güvenmeye! Güvenemiyor kimseye! Zaman geçiyor! O kırmızı elbiselerin bedenleri büyüyor ama kimin parmaklarına dokunsa parmakları, titriyor! Yalnız kalmaktan korkuyor, yalnız bırakılmaktan korkuyor! Ahhh bu küçük kız sevmeyi seviyor da çok sevmekten ürküyor. Renkli balonları gibi o çok sevdiklerinin göğe çekip gitmesinden ürküyor. Ve şimdi işte yine aynı hikaye başlıyor!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder